By   Hüsnü Köktürk    ilahiyatçı        husnu66tr@yahoo.com

   

Küresel Isınma Şemsiyesi:Kılıf bulmakta çok başarılı olduğumuzu rahatlıkla söyleyebilirim. Bu yetenek yeni değil. Eskilerden kalma, genlerimizde mi vardır nedir? Hani ne derler "minareyi çalan kılıfını hazırlar"

Bana öyle gözüküyor ki şu "küresel ısınma lafı"çok dehşetli bir kılıf, bu kılıfla birçok hadiseyi, problemi  kılıflar,   göze   gözükmez hale getirebiliriz. Neyi mi mesela? Ne olursa olsun, bilhassa en önemli problemleri, su problemini, yağışların yetersiz olduğu problemini,.. küresel ısınma kılıfına sokamaz mıyız? Bunu yaptığımız anda kimse bizden hesap soramaz. Ankarada İstanbulda ciddi susuzluk problemi varmış, birileri belediye reislerini sıkıstırıyorlarmış, su meselesini hallet diye. Küresel ısınma suları yok ettiyse reisler ne yapsın!

Trafik kazaları oluyormuş bol bol. Olur tabii, sen trafik canavarını tutup ellerini ayaklarını bağlayıp hapse göndermezsen, o da caddelerde dolaşır arabaları devirir, kazalara sebebiyet verir. Esasen küresel ısınma ve trafik canavarını Avrupa insan hakları mahkemesine vermek lazım.

Şu yaşıma geldim hala tecrübelerime tecrübe katıyor yeni birşeyler öğreniyorum. Ne mi diyeçeksiniz? Şimdiye kadar bilirdim ki çevremizde güçlü insanlar suç işlerken, kimse bunları görmez, sadece zayıf kimseler suçlanırdı. Zekat keçileri, şamar oğlanları bu suçların ceremesini çekerlerdi. Ya şimdi, aman Allahım! Neler duyuyorum. Mevlayı bile suçlar hale gelmişiz. Yağmur yeterince yağmadıysa "Allah vermedi" diyebiliyoruz. Allah istese verirdi, demekki istememiş, Allahın vermediğini kul hangi yüzle istemeye kalkışacak.

Halk içinde dolaşıyorum, fikirlerini dinliyorum, susuzluk meselesinin "Allahın bir imtihanı" olduğunu söyleyenler az değil, Bu konuda elbette benim de birşeyler söylemem gerekiyor ama, etrafımdaki üç beş insana ancak duyuruyorum. Keşke önemli bir adam olup tevizyon kanallarında konuşabilseydim herkese ne düşündüğümü öyleyebilecektim: Ozaman halka soralım. Ey kiymetli kardeşlerim, imtihana girecek kişi biraz hazırlıklı girer. Bizler hangi konuda ne hünerler sergiledikte mevla da bizi bu konularda imtihana çekiyor. Hangi hayırlı konularda eşsiz insanlarız? Sonra içinizde imtihanı iyi bilen öğretmenlik yapmış insanlar var. İmtihanların bir yeri ve bir zamanı vardır. Biz susuzluk ile ne zamana kadar imtihan edileceğiz, Eğer bu bir imtihan ise en azından 50 sene evvel başlamış bir imtihan olmalı.

Yozgat şehrinin kenarında kışla ile çamlık arasında bir küçük vadi var. Bir zamanlar o küçük vadide sellerin önünde yuvarlanan tonlar ağırlığında granit kütlelerini bilirim. Şimdi o taşları yerinden oynatacak su kuvveti yok, değil kuvvet su bile yok! Allah rahmet eylesin Şeyhzade Ahmet efendi bir usta tutmuş tıkanan su pöhreğini bulması için ustaya şurayı kaz demiş, Ahmet efendi biraz uzaklaşınca hemen ustanın aklını çeldim,

- usta sen şurayı kaz, asıl pöhreğin yeri burası diyerek ustaya yanlış yeri kazdırdım. Merhum dönüp yanıldığımı ispat edince, dedim ki

- Kıymetli hocam Böyle kazma kürek pöhrek arayacağımıza, bak şurada kocaman dev granit kütle duruyor, bu taşı esas alarak bir pöhrek haritası çizilmeli değilmiydi? Dedi ki

-a kıymetli evladım, Bu kocaman taş birkaç sene evvel daha yukarılarda idi, sonradan seller onu buraya taşıdı. Demek şimdi damlanın olmadığı yerde bir zamanlar seller geliyormuş.

Evet imtihan olduğumuzu imtihan bittikten sonra anlamışız. Kıskanılacak kadar feraset ve sezgi sahibi olduğumuz belli!

Hadi bizler cahil insanlarız. Şu var ki Nasa' mı diyorlar nedir, yabancıların gözlem evleri Türkiyenin su sorununu yıllar önce uzun uzadıya yazıp söyleyip durdular, iyi hatırlıyorum, Ona da bir kılıf bulduk, gülüp geçtik, isterse doğruyu söylemiş olsunlar "el ile gelen düğün bayram" Gelelim İstanbul medyasına.

Bu aydın adamlar, belediye reislerini suçluyorlar, efendim biz demedik mi ki sana, bir tanker konvoyu yapalım, bu tanker konvoyu karadeniz şehirlerinin fazla suyunu devamlı İstanbula taşısın diye,.. filan filan. Ey İstanbulun aydın gazetecileri, taşıma suyu çare olarak gören aydın kitle, peki kardeşim bu suzuzluğun aslı ne, niçin sularımız azalıyor, Niçin susuzluğun sebebini araştırmıyorsunuz.? Yoksa sizde mi "Küresel ısınma "şemsiyesinin altında uyuya kaldınız!.; Sakın ortalıkta, trafik canavarı gibi bir de " su canavarı" olmasın! Eğer, "küresel ısınma gerçekten ciddi bir sorun, evet biz buna inanıyoruz diyorsanız" gazetelere bir göz atın. Dünyada su ve sellerden boğulanların adedi küçümsenmeyecek kadar fazla. Hadi İstanbulun suyunu temin ettiniz, ya köy ve kasabalarda oturanlar, onlar "leyleğin yuvadan attığı kuşlar mı?"?

Evet halkımızın yanlış bildiği konulardan inançlardan biri de "yağmurun Allahın işi olduğu, bu konuda konuşmanın dahi suç sayılması "Konuşma, eğer konuşursan Allahın işine karışmış olursun. Yani Allah isterse yağmur verir istemezse vermezmiş. Yağışlar azaldı denince " aman sus Allah var" diyenlerin sayısı da hayli kalabalık. İnsan çare üreten çözüm bulan bir varlık olmalı değilmiydi? Bu sözler %100 yanlış. Neden mi? Kıymetli dostlarım, Allahu taala Orta Asya'da da vardı, ama ecdadımız susuzluktan dolayı orayı terk etmek zorunda kaldı!

Yağmur Allahın işimidir? Buna evet demek pek yerinde bir cevap olmaz, aslına bakılırsa hiçbir şeye bu Allahın işi değildir diyemezsiniz. Herşey Allahın işidir. Ancak yerinde söz şudur. "Allahu taala varlıkların rızıklarını vermeyi taahhüt etmiştir."" Şu var ki rızık, bir tepsi ile mahlukatın önüne gökten inmez. Rızık su, güneş, ve toprak üçlüsü ve de insan emeğinin müşterek çalışması şeklinde tezahür eder. Eğer insan toprağı işlemez, tohum ekmez ve sulama yapmazsa Allahın vereceği rızkı kabul etmemiş sayılır. Nitekim bu tür hatalar Türkiyede yaygındır. İnsanlara bakıyorsunuz, nerede bir güzel düzlük, ova var ise, orada ziraat yapacak yerde, apartman yapmışlar, ve böylece Allahın rızık verme alanlarını daraltmaya başlamışlardır. Kaldı ki depremler dahi bu düz ovalarda fazla hasar verirler, ve buradan şu ders çıkmalıdır (ey insanlar, evlerinizi bu rızık tarlalarına ve deprem alanlarına yapmayın.) İşte gerçek anlamda Allahın işine karışmak budur. Bu Allahın vereceği rızkı geri tepmektir. Yurdumuz insanları toprağı israf ettiler, bunu anladık, peki ya su meselesi? Evet ve malesef suya da müdahale ettik, ve onu da yok etmek için elimizden gelen gayreti gösteriyoruz.

-Aman hocam yapma, biz su diye ölüyoruz, hiç bizler suyu yoketmek için çalışırmıyız? Çalışıyoruz, malesef, ve onu neredeyse yoketmek üzereyiz. Su Allahın rızık verme şartları olan "su, güneş, toprak" üçlüsünün biriydi. Biz yağmur olayını iyi kavrayamadık ve onu kaybetmek üzereyiz. Yağmuru, Allahın istediği zaman kullara verir istemediği zaman vermez şeklinde yanlış bir anlayışla algıladık, Hatta medya kar ve yağmuru halkımıza yıllarca kötü hava şartları olarak ilan etti, ve halkımıza yıllarca bol güneşli hava dileyip durdu. Oysaki yağmurun da kendine has oluşma şartları vardı. Yağmurun asıl kaynağı denizdir. Denizden buharlaşan sular yağmur bulutlarını oluştururlar. Bu bulutlar deniz kenarına bolca düşerler. Peki ya iç kısımlar. İşte Allah bulutların iç kısımlara hareketini sağlayacak olan varlığı, ormanı yaratmıştır. Ormanın sağladığı rüzgar ve hava sirkülasyonu yoluyla bu bulutlar ülke içine yayılır ve yağış bırakırlar. Biz ise ormanın bu özelliğini hiç mi hiç dile getirmiyoruz. Ormanı sadece oksijen kaynağı ve süs olarak görüyoruz, hatta ağaçlar suları emiyorlar endişesi ile ülkemizde orman katliamları başladı bile. Orman katliam ve yangınlarına seyirci kaldık. Esasen her orman yangının akan bir derenin kurumasına denk bir felaket olduğu gerçeğini hiç düşünmedik.

Su probleminin en yerinde çözümü Karadeniz ile Akdeniz arasını kesintisiz orman ile kablamak olacaktır. Bunun dışında yıllarca önce sularımızı nehirlerimizi denize dökmeyelim diyen aydınlarımız olmuş, fakat bunların sözleri, bizim gündem listemimize girecek kadar değerli bulunmamıştır. Ormanlaştırma, malesef uzun yıllar isteyen gerçek bir çözümdür, bunda geç kaldığımız kesin. Bunun dışında, değerli dünya mühendisleri Türkiyeye davet edilmeli, Karadeniz'in ve Akdeniz'in nemi nasıl Anadoluya akar, planı yapılmalı, dağların ve hava koridorlarının bir haritası çıkarılmalı, Bartın çayının denize değil de Anadolu içine dökülmesi sağlanmalı..filan filan gibi insana özgü gerçekçi çözüm yolları ranmalıdır.

Yağmur duası bir çözüm müdür? Yağmur duası diye bir olay vardır, ama şu anda bizim işimize yarayacağını zannetmiyorum. Çünki yağmur duası, her zaman yapılması lazımgelen günlük işlerden biri değildir. Bu dua, ancak her şeyin yıllarca iyi gittiği, yağmurların devamlı yağdığı bir dönemde, kazara yılın birinde yağış eksikliği olur da insanların tedbir alma fırsatı bulamadığı bir zamanda yapılır, yoksa şimdi olduğu gibi enaz 50 yıldır devamlı yağış eksiliyorsa, bunun çözümü yağmur duasında değil, Bizim doğaya ne gibi yanlış müdahalede ettiğimizde aranmalıdır. Kendi ellerimizle yağış sebebi olan ormanlarımızı yakıp kestikten sonra bir de dönüp yağmur vermedi diye Allah'ı suçlamaya kalkmak, meseleye bir çözüm sağlamaz. Orta Asya misalini çabuk unutmuşa benziyoruz. İşittiğime göre Orta Asyada birileri Çinlilerle yapılan harplerde galip gelme amacıyla bir harp takdiği olarak ormanları ateşe vermiş. Netice korkunç, aniden yağışlar kesilmiş, ve bölge insanı göç etmek zorunda kalmışlar,(Tabii bu bir rivayet illaki doğrudur diyemem)

NOT: Şahsi fikirler ve düşüncelerimdir, kimseyi suçlamak ve ders vermek niyetiyle yazılmamıştır. Hoşçakal şimdilik küresel ısınma

paylas.bilgiportal.com oku-yorum.com

homme ANA SAYFA--MAIN PAGE

Copyright© Hüsnü Köktürk Türkiye/Yozgat husnu66tr Küresel Isınma Şemsiyesi 2004 Kokturk Online (Kaynak gösterilerek alınabilir)