By   Hüsnü Köktürk               İlahiyatçı       

(İSLAM ÜLKELERİ NEDEN GERİ)

20 ekim 2001 cumartesi akşamı bir televizyon programında –İslam Ülkeleri neden geri—adlı bir program izledim. Stüdyoda iki üç ilahiyatçı konuya açıklık getirmeye çalışırken, dışardan Telefonlarla programa iştirak eden bir iki kişi de  sürekli eski nesilleri veya İslam dinini suçlayan ifadelere baş vurmakta idiler. Stüdyodaki  İlahiyatçılar İslam dinini az  çok bilmekle beraber teknolojiyi veya fen bilimlerini yeterince iyi tanımayan açıkçası teknik adam olmayan  kimseler olduklarından, sorunun cevabına yaklaşmakla beraber, tam cevabı veremiyorlardı. Esasen bu sorunun cevabını bir de teknik adamlardan ve Türkiye’de teknik adam oldukları için çile çekmiş  insanlardan dinlemek lazım..

             Şu bir gerçek ki bizler hiç kabahati üzerimize almayı sevmeyen bir karakter arzediyoruz. Şu andaki başarısızlığımızın sebebi bizler değil bizden önceki nesillerin bıraktıklarıdır diyenler çoktur. Suçları hep bir evvelki nesle atmak bir çözüm getirmiyor. Şu anda eski nesil yok. Yeni nesil olarak bizler neler yapıyoruz. Enkaz devr aldım demek çözüm değil,  yaşamak istiyorsak eski devir edebiyatını bırakmak zorundayız.

      Öncelikle bu sorunun cevabı neden hep İlahiyatçılara sorulur ve onlar da sanki tek muhatap kendileri imiş gibi bilip bilmeden cevap vermeye çalışırlar. İlahiyatçıların bu sorunun tam cevabını verememeleri doğaldır. Zira geri kalmışlık denince akla ilk gelen, ülkenin  teknolojik  eksikliğidir. Bu eksikliğin kaynağını İlahiyatçılara değil, Teknik üniversitesinin profesörlerine sormak daha doğru olsa gerek.  Oysa ki böyle bir programda hiçbir teknik profösörü göremiyoruz. Onlar görünmemeyi tercih ediyorlar. Hangi teknik personelimiz bir icatlar yaptı da İslam dini, veya müminler onların eline vurdu.

 Türkiye’nin veya İslam ülkelerinin geri kalmışlığının İslam dini ile hiçbir alakası yok. Bir zamanlar Hıristiyan ülkeleri de geri idi. Onların kalkınmaları şu son 200-300 yıl içerisinde olmuştur. Teknolojik geriliği İslam dininde aramak tamamiyle hata.

 Teknolojik eksiklik veya fazlalık dinlerde değil, milletlerde ve onun fertlerindedir.

Konuyu kendi açımızdan ele alırsak bizler ne derece teknik bir milletiz Teknik persolele destek mi veriyoruz yoksa aramazda yetişen tek tük ender teknik insanlara şu veya bu nedenlerle hücum edip, canından bezdirip ülke dışına mı kaçırıyoruz.

Bizde iyi bilinmeyen tanımlardan biri de Teknik Millet tanımıdır. Bizler her ülkenin insanını aynı olarak görüyoruz. Oysa durum farklı. Bugün bir ülkenin içinde bile şehirler arasında aktiflik oranı değişir. Kayserili Tüccar olma meylindedir Tokatlı, Sivaslı  hamam işletmekte önderdir. Aşçı Bolu’ da yetişir, Dondurmayı, Maraş’ta tatlıyı Antep’te aramak doğru olur. Bu durum ülkeler arasında da mevcuttur. Esasen milletler de teknik ve teknik olmayan diye iki kategoride bulunuyorlar, fakat çoğumuz bunun farkında değiliz. Biz Türk milleti olarak Çin  ve Japonların teknik bir millet olduğunu kabul ederiz. Eskiden  işportacıların ilginç, teknik bir mal satarken şöyle bir tekerleme söyledikleri hatırımdadır,   (Çin işi Japon işi—Bunu bilen iki kişi – biri erkek biri dişi....) Bu tekerlemeden Çin ve Japon milletinin teknik bir millet olduğu kanısı ortaya çıkmaktadır. Çinlilerin fazla teknoloji gerektirmeyen uçurtma yapımında bile bizlerden ne kadar ilerde oldukları malumdur. Motorlu araçların olmadığı , at arabalarının kullanıldığı devirlerde  Amerikan kovboy filimlerinde at arabalarının frenlerinin olduğu görülür. Oysa bizim at arabalarımızda  böyle bir tertibat görülmez. Yine o devirlerde  aydınlanma aracı olarak kullanılan, gazyağı yakan Amerikan lambalarında, ışığı alta yansıtan bir üst şapka mevcut iken bizim lambalarımız daha sade bir görünüm arzeder.

            Halkı teknik insanlar yapmak, içinde bulunduğumuz asırda dış politik engellerle biraz zor olmakla beraber, mümkündür. Bu da öncelikle yöneticilerimizin teknik birer insan olması veya en azından kendileri teknik olmasalar bile teknoloji hayranı kimseler olmalar ve bunu halka yansıtmalarıyla mümkündür. Aşağıdaki örnekler bizlerin ne kadar teknoloji fukarası olduğumuzu gösteren birkaç örnektir.

Örnek: 1- İster doktor olsun ister olmasın Türkiye’de kanser ilacı bulmak isteyenlerin çektiği ıztıraplar ve uğradıkları hakaretler bugün malumunuzdur.

            2-Dürbün ve teleskop kullanmak kanunlarımızda suç olmadığı halde halk içinde bu aracı kullanmakta güçlük çekersiniz. İsminiz kötüye çıkar. Hele bu konuda bir de labaratuvar kurup çalışmak isterseniz haliniz nice olur.

             Paşabahçe cam fabrikası yıllardır çay bardağı vesair iptidai üretimlerle vakit kaybedip dururken camlardan çok daha  pahalı olan mercek, teleskop, gözlük camı ve optik aletleri  üretimine neden geçmez. Bunlara İslam dini mi engel oluyor. yoksa (optik’i ayıp ve gereksiz gören bizler mi?) Bu araçları kendimiz üreteceğimiz yerde yabancılara döviz ödeyip almak herhalde daha kolayımıza geliyor.

            3-  3222 sayılı telsiz kanunu sert ve esneksiz uygulamalarla  Türkiyeyi elektronik gelişmelerden mahrum etmiş ve ülkeyi dünya standartlarından tam 100 kusur sene geriye götürmüştür: İslam ülkelerinin çoğunda  ve bizde halkın  telsiz kullanması ve  bu konuda araştırma yapması suç sayılmış ve eskiden kısa bir süre için geçerli olması lazım gelen bu emanet kanunlar, sonraları birer anayasa gibi düşünülmüş, ülkemiz elektronik gelişmelerden mahrum bırakılmış, ve neticede elektronik halka kapatılmıştır. Telekominikasyon tamamen yabancıların tekelinde kalmıştır. Neden çağ dışı kaldık denince de suç kanun uygulayıcılarında  ve halkta  değil İslam dininde aranmıştır. Sanki  bu yasakları İslam ülkelerine İslam dini getirmiş gibi. Pek çok işte Avrupa  yolunda olmak isteyen bizler, neden teknik kanunları Avrupa ve Amerika’dan almamışız. Teknik yasaklar ile İslam dininin hiçbir ilgisi yoktur, Elektronik ile uğraşı, bir ülkede yasak ise o ülke uzay savaşlarını nasıl kazanabilir ve bu durumun suçlusu nasıl İslam dini olabilir. Allah’tan ki, Ancak, yine teknolojik ülkeler, ellerindeki kablosuz telefonları, modası geçmiş eski telsizleri, cep telefonlarını geri kalmış ülkelere satabilmek amacıyla bu yasağa sınır getirmişlerdir. Onların bu para kazanma hırsı olmasaydı ihtimal bizler telefon dahi kullanamayacaktık. Rahmetli Turgut Özal 1983 yılında 3222 sayılıTelsiz kanununda önemli değişiklikler yaparak ülkemize  kapalı büyük bir teknolojik kapıyı açmıştır. Ama çok geç Dünya nerdeyse elektronik gelişmeyi tamamlayıp bir başka teknolojiye geçti. Daha önceleri şu anda yakanıza taktığınız veya sanatkarların şarkı söylemek amacıyla kullandıkları kablosuz mikrofonlar suç aracıydı ve kullananlar casusluk ve devlet sırlarını başkalarına vermekle suçlanırlardı. Bu yasaklarla İslam dininin ne alakası var? Bu yasakçılar şimdi bu cihazları kullanıyorlar, şimdi biz onları casuslukla suçlasak haklı olmaz mıyız.?

Telsiz kanunu mecliste tartışılırken) bir senatörün” Telsiz kullanmak ateşli silah kullanmaktan daha tehlikelidir” dediğini işitmişimdir. Bu zihniyeti taşıyan bir aydının ülkesinde nasıl teknoloji ve sanayi gelişir. Geriliğin cezasını ise kanun uygulayıcıları değil İslam dini çekecektir..

 

    Bugün telsiz ve elektronik araç üreten Amerika, elektronik ordu artık cihazlarını hiç bozmadan  kendi ( Amatör Telsiz Cemiyetlerine) parasız olarak dağıtırken şu şekilde düşünmektedir.( Biz aslında bunu parasız vermiş isek de ordu’ya elektronik konusunda kendisini yetiştirmiş bedava eleman temin ediyoruz.)

Bizde ise bu tip artık cihazlar, ya iri  demir kazıklarla delinir, ya da balyoz darbelerinden geçer, vs. Daha sonra hurda olarak ihalelere sunulur. Amatörlerimiz ise balyoz artığı ne bulursa bunları hurdalıklardan para ile toplar. 

4- Eskiden  Liseyi okumakta güçlük çeken öğrenciye ebeveynleri “bak oğlum sınıfta kalırsan seni sanat mektebine göndeririz, demirci çırağı , kömürcü çırağı yaparız” diye tehdit ederlerdi

Sanat mektebi geri zekalıların okulu sayılırdı. Esas meslek katiplikti, sanat değil. Türküler de bunu destekliyordu “ katibime kolalı da gömlek ne güzel yaraşır.”

 Şimdi bile kendi yükünü omuzuna atıp götüren kişi hakir görülür, ayıplanır, bu yükün bir hamal tarafından götürülmesi gerekir. Kendi işini kendi yapanın ayıplandığı bir ülke, geri kalmayı hak etmemiş de nedir.

5- Kab kalaylama, kalaycılık gibi teknik bir meslek  uzun yıllar  yurdumuzda ayıp sayılmış, bu iş, mesleği ,evi ve barkı olmayan  Romenler tarafından, sokaklarda kurulan seyyar atölyelerde yapılmıştır.

6- Dinimize çok bağlı olduğumuzu iddia ettiğimiz bizler,  uzun yıllar kendi çocuklarımızı kendimizin sünnet etmesini ayıp saymış, ve bu işi sayısı ender bir iki köy halkına bırakmışızdır.

7-Anneler küçük çocuklarına sürekli elektrikle oynamamasını tavsiye ederek elektriği bir umacı gibi gösterirmişler, çocuklarımızı fen ve teknolojiye duyarsız kalmalarına sebep olmuşlardır.

8- Ayrıca ülkemizde kadınların ekseriyeti siyasetten kopuk, gazete ve haberlere kulakları kapalı, sadece magazinle ilgilenen bir yapı içindedir. Kadınlarımızın da memleket meselelerine  biraz daha aktif olarak iştiraki söz konusu edilebilir.

9--  Bu yıl kuraklık orta Anadolu’da had safhaya ulaşmış bulunmaktadır. Kanaatımca nerdeyse çöl iklimine girdik. Bu Türkiye’de üçüncü bir kriz yapacak kadar tehlike arzediyor. Ankara da bile su kesintileri başlamışken Anadolu’nun çölleşmesi konusu, hala  ciddi olarak meclise getirilmiş değil Meclisin bu hatası İslam dinine mal edilemez.  Susuzluktan orta Anadolu içecek su bulamazken, denize akıtılan Manavgat çay‘ını seyretmek hangi akıl karı milletin işidir. Bu su, neden çölleşen Konya ovasına akıtılmaz veya bir şehrin içme suyu olmaz Hatta bu millet  suya aç iken neden  bu suyun yabancı bir ülkeye  gönderilmesi düşünülebilir. Bütün bunlar İslami bir hatanın mı eseridir?

10-Yedek subaylık yaparken Masama üst makamlardan, askeri sınırlar içerisinde bahçelere bir şeyler ekmeyi yasaklayan yazılar gelirdi .Askerin bir şey ekmesi ayıp sayılıyordu. Oysaki ekip biçme ziraat ne kadar kutsal ve gereklidir, Hele yağmurun yağmasının en büyük sebebi olan orman ne kadar gerekli ve önceliklidir. Oysaki bizlerde orman yetiştirme hiçte ciddi boylarda değildir. İnanmayan kalkıp çevresine şöyle bir baksın yeter.

            Birçoğumuz” Biz İslama uyduk” dese dahi Aslında İslam’a da uymuş değiliz. Doğrusunu söylemek lazım gelirse “ İslam’ı kendimize uydurmuşuz

 Gerilik yalnız teknolojide değil, hukuk,  adalet, çevre temizliği.... gibi konularda bile akla durgunluk verecek  seviyededir. Herhalde İslam dini adaletsizlik yapın, hırsızlık yapın, bankaları hortumlayın  demiyor.

Hikaye’de aslan kediye soruyor. Kedi kardeş, sen bana benziyorsun ama pek küçüksün, neden? Kedi cevap veriyor. Eğer sen de benim gibi insanların eline düşseydin benim kadar da kalamazdın  Şu anda İslam bizlerin eline düşmüş, her türlü geriliğin vebalini çekecek zekat keçisi görevini yapmaya namzet görünüyor.   

İslam Peygamberi de fen ilimlerini ümmetine yasaklamadı. Örnek Sahih-i Müslim,cilt 8

sahife 432  Mehmet Sofuoğlo tercemesi  İrfan Yayınevi 1970 (Hadis gelecekteki bir Müslüman Hırıstiyan harbinden bahsediyor.) son satırlar........Allah hezimeti düşman üzerine kılar ve öyle muazzam (misli görülmemiş) bir öldürüşme ve kıtal olur ki—hatta kuş cinsi o çarpışan ordu fertlerinin yanlarından uçar da bir türlü onları geride bırakamaz., nihayet ölü olarak yere düşer.

Yorum : Peygamber ilerdeki harplerin ne kadar teknolojik olacağını söylüyor. Ayrıca

peygamber iptidai bir harp silahı olan sapan taşının harplerde kullanılmasını yasaklıyor.( o kafa kırar göz çıkarır) Buyuruyor, Yani neticeye tesir eden bir yeri yoktur sadece halka eziyet eder demek istiyor. Harp silahı için ise-- Harp atmaktır-- buyuruyor. Hadid suresi  ayet 25 ....(.Biz demir’i de indirdik ki  onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır.)....Allah bu ayetle insanlara demiri kullanmalarını tavsiye ediyor. Demiri en az kullanan ülke biz isek bu kabahat ne  Kuran’ın ne de İslam'ın olmamalıdır.


Copyright © Hüsnü Köktürk TB6BHK husnu66tr Turkey/Yozgat islam ülkeleri neden geri Turkey/Yozgat teknik bir millet 2004

ANA SAYFA--MAIN PAGE